11 Ekim 2013 Cuma
6 Ekim 2013 Pazar
İTALYA - ROMA
En son Garanti Bankasının düzenlediği "Biz ayrılamayız" temalı bir yarışmada Instagram'da birinci olduğumuzdan ve 3 günlük İtalya turu kazandığımızdan bahsetmiştim. İşte kazandığımızın resmi :)
Her yere birlikte giden biz İtalya tatilini de ayrılmadan kazandık :) Öncelikle belirtmeliyim ki buraya kadar her şey güzel görünüyor fakat yine başımıza gelmeyen kalmadı tabiki :) Öncelikle vize için başvurmakta biraz geciktik, çünkü Amerikadan döndükten 1 yada 2 hafta sonra gidecektik. Vizeye başvurmayı erteleyince son ana kaldık. Başvurumuzu İtalya vizesi için yetkili İData firmasına yaptık. Öncelikle firma çalışanlarının birçoğu çok kaba ve ters davranıyorlar. Zaten gidip gidemeyeceğimiz tehlikedeyken bir de benim evraklarımla ilgili sıkıntı çıkınca ipler iyice gerildi. Evrakları tamamlayıp verdik fakat uçuşumuzdan bir gün önce hala elimizde vizemiz yoktu, yani Ceyhunun vardı da benim yoktu. Konsolosluğun kapanmasına yarım saat kala Ceyhun gidip vizemi sordu ve pasaportumun arada kaynadığı ortaya çıktı. Neyseki konsolosluk hatasını hemen düzeltti ve Ceyhuna 60 günlük vermişken bana 90 günlük vize verdi :) Ceyhun bu konuda hala son dakika beni konsolosluğa koşturdun, yolu yanlış tarif ettin beni X yerden çevirdin vs diye dert yanıyor ama benim cevabım hazır. Bütün sene izlediğin Muhtemeşem Yüzyılda Hürrem Kanuni'yi Viyanadan geri çeviriyordu. Elin adamı Viyanadan dönüyor ses çıkarmıyor, bizimki Osmanbey'den döndü 1 yıldır konuşuyor :))
Son dakikada da olsa vizemi ve pasaportu almayı başardık. Sabah havaalanında rehberimizle buluşup yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra Roma'ya vardık. Pasaport işlemlerinden sonra klasik tur anlayışıyla otobüse doluştuk ve şehir turuna başladık. İlk durak tabiki de San Pietro meydanıydı. Vatikan'ın ana meydanı olan San Pietro oldukça kalabalıktı. Meydanda biraz fotoğraf çekilip Bazilika'ya girmek için sıraya girdik. Burada önemli bir bilgi de edindik. Bazilikaya girmek için, özellikle yaz aylarında ziyaret ediyorsanız, kesinlikle şortlu veya omuzları açıkta bırakan bir kıyafetle olmamanız gerekiyor. Çünkü dışarıda kalırsınız. Benim üstümde boyu diz kapağımın altında olan bir tayt vardı ona da sorun çıkarmadılar zaten. Bazilika girişinde ciddi sıra oluyor fakat gözünüz korkmasın, sıra anlayışları bizdeki gibi değil, sıra hemen bitiyor.
Bazilika'dan içeri girer girmez sizi Michelangelo'nun ünlü eseri Pieta karşılıyor. Fransız Piskopos Jean Bilheres 'in kendi mezarı için sipariş ettiği bu eser Meryem Ana'nın ilk defa genç tasvir edildiği eser olması açısından da önemli. Eser gerçekten büyüleyici. Başı her daim kalabalık olmasa uzuuunca bir süre inceleyebilirsiniz.
İtalya'ya gitmeniz durumunda görmeden dönmemeniz gereken başlıca yerlerden biri Aziz Petrus yada San Pietro Bazilikası. Bazilika'da başlıca dikkatimizi çeken şeyler...
İçeride turumuzla birlikte yaklaşık 45 dakika kadar gezdikten sonra dışarı çıktık ve İsviçreli muhafızlarla karşılaştık. Yürürken çekilen fotoğraf bu kadar oluyor :)
Meydandan ayrılıp otobüsle kısa bir şehir turu attıktan sonra otelimize yerleştik. Biz Termini (Merkez tren istasyonu) nin tam karşısındaki merkezi konumda olan Siracusa otelde kaldık. Tipik bir 3 yıldızlı otel. Otelin içi her ne kadar labirent gibi olsa da kalitesi ve konumu hiç de fena değil. Dışarıya açılan yeşil pencereli tatlı bir otel :)
Roma gezintisi bu kadar mı sürdü diye düşünüyorsanız da son gün kısa bir Roma gezimiz daha oldu. Onu ayrıca yazacağım. O gece otelde dinlenmeyi tercih edip bir gün sonraki Napoli turuna katılmaya karar verdik. O da bir sonraki yazımda burada olacak. Napoli ve Pompei hakkındaki gerçekleri öğrenmek için yarın yine burada olmalısınız. Benden söylemesi :)
24 Eylül 2013 Salı
SİZ DE KAZANMAK İSTER MİSİNİZ?
Başlıktan da anlayacağınız üzere bu bir gezi yazısından öte birlikte kazanıp birlikte eğleneceğimiz bir kampanya bildirimi. Öncelikle bilmeyenler için Bumerang nedir onu açıklayalım. Bumerang Hürriyet'in web sitesi ve blog sahiplerine yönelik bir network hizmeti. Öncelikle hiçbir ücret ödemeden kayıt oluyorsunuz. Daha sonra Bumads aracılığıyla sitenizin yada blogunuzun izlenme ve trafik oranına bağlı olarak çeşitli sponsor markalardan reklamlar alıyorsunuz ve yayınladıkça para kazanıyorsunuz. Sistem genel olarak böyle işliyor. Ve şimdi gelelim Bumerang'ın son harika kampanyasına! Platin üye olan ben bu hafta içinde Altın üyeliğe yükseldim. Böylece bu kampanyadan yararlanabiliyorum ve benim aracılığımla siz de yararlanıp ilk reklamınızı yayınladığınızda ekstradan 20 TL kazanabilirsiniz. Siz de aynı kampanyadan yararlanıp arkadaşlarınızı da Bumerang üyesi yapabilir ve toplamda 100 TL kazanabilirsiniz. Nasıl olacak bu derseniz çok kolay. Yapmanız gereken tek şey Bumerang'a buradan kayıt olurken Promosyon kodu yazan yere T2101869 yazmak.
Unutmayın! Promosyon kodu kısmına T2101869 yazmazsanız ne siz ne de ben kazanamayız. Eğer hala Bumerang'a üye olmadıysanız bu kaçırılmayacak bir fırsat!
22 Ağustos 2013 Perşembe
AMERİKA - LOS ANGELES - UNIVERSAL STÜDYOLARI
En son peşimize takılan evsizden kurtulup otelimize dönmüştük Los Angelesta. Los Angeles'a ancak 1 gece ayırabildik biz gezimizde ve bu nedenle sabah erkenden uyanıp Universal Stüdyolarına gitmeye karar verdik. Stüdyo sabah 09:30'da açılıyor ve 17:00'de kapanıyor, bizim zaten uçağımız 17:00'de olduğu için mümkün olduğunda hızlı ve tadını çıkara çıkara gezmeliydik. Fazla vaktimiz olmadığı için biz otelden taksi ile gittik fakat otel görevlisinin söylediğine göre biraz aktarma yapmayı göze alırsanız metro vs ile de gidilebiliyor. Stüdyo ve içindeki bütün etkinliklerde geçerli günlük kullanım kartı kişibaşı 120$. İlk bakışta göze biraz pahalı gelebilir fakat emin olun kesinlikle pişman olmayacaksınız. Öncelikle kartınızı alıp içeri girdikten sonra sizi tabiki de kırmızı halı ve Universal Stüdyoları küresi karşılıyor :)
Her ziyaretçinin yaptığı gibi burada fotoğraf çekilme faslını geçtikten sonra ilerlemeli ve tur otobüsünün hareket ettiği yere gitmelisiniz. Tur otobüsü her yarım saatte bir hareket ediyor ve sizi bu kocaman alanın içindeki stüdyolarda gezdiriyor. Yaya olarak gezmek yasak çünkü içeride hala çekimleri devam eden birkaç dizi var. O dönem bazı sahnelerinin çekildiği Desperate Housewives vardı, neyseki hiç ilgimi çekmiyor. Yoksa sanırım otobüsten atlar sete dalardım :) Tur otobüsüyle giderken tipik Amerikan filmi setleriyle, bir animasyon film seti ve bir uçak kazası seti görüyorsunuz. Uçak kazası seti gerçekten etkileyiciydi.
Bu da meşhur Jaws filminden bir sahne :)
Tur otobüsüyle yaptığınız mini tur bittikten sonra roller coasterların olduğu tema parkına geçiyorsunuz. Orada aynı zamanda yemek ve tuvalet ihtiyaçlarınızı da karşılayabilirsiniz. Tema parkında Transformers, Jurassic Park, Revenge of the Mummy ve The Simpsons roller coasterları mevcut. Hepsi gerçekten oldukça heyecan verici. Ben en çok Mummy'i beğenirken Ceyhun normal olarak Transformers'ı beğendi :) Bunlardan ayrı olarak bir de her saat önünde upuzun bir kuyruk olan Shrek 4D mevcut. Bildiğimiz Shrek filminin 4D'si, kocaman bir sinema salonu. Hepsini anlatmayayım size kalsın ama Shrek 4D'ye girerseniz eğer bacaklarınızı altınıza toplamayın, normal oturun ki örümcekleri hissedebilesiniz :) Bunlardan ayrı olarak tahmin edersiniz ki her yer dekor. Fransız sokakları, aşk çeşmeleri. Hepsinde fotoğraf çekilmeyi unutmayın çünkü dekor harika :)
Gerekli yerlerde gerekli fotoğrafları da çekildikten sonra bazı Hollywood filmlerinde yer alan hayvanların gösterisini izleyebilirsiniz. Şahinden tavuğa, köpeklerden farelere her çeşit hayvan mevcut. Eğlenceli bir gösteri, vaktiniz olursa onu da izleyebilirsiniz. Stüdyonun en görkemli showu tabiki de Waterworld. 1995 yılında çekilmiş filmin birebir canlandırması bu show. Korsanlar, düşen uçaklar, patlamalar, botlar her şey var bu showda. Her zaman olmuyor bu show, yanlış hatırlamıyorsam 2 yada 4 saatte bir yapılıyor, dekoru eski haline getirmek ve hazırlanmak için zamana ihtiyaç olduğundan. Biz uçağı kaçırma pahasına da olsa gösteri saatini bekledik ve izledik. Oraya kadar gitmişken izlemeden dönülmemesi gereken en önemli gösteriymiş zaten, izleyince anladık...
Waterworld de böyle. Stüdyolarda bunlar haricinde gezmeniz gereken en son yer ise Korku evi. Bildiğiniz, tipik korku tünellerinden çok farklı. Bunda gerçekten çok korkuyorsunuz. Yürüyerek geziyorsunuz içerde. Ve içerde küçük canlı Chucky'ler mevcut elinize kolunuza yapışan. Aynı zamanda karanlıkta yürüyerek gezdiğiniz için, içeriyi gezen insanlarla çarpışıp ayrıca bir korkmanız da mümkün. Ceyhun arkamızdan gelenlerle çarpışıp onların ve benim ödümü patlatmıştı :) Bu tünelin özelliği içeridekilerin maket değil insan olması :) Biz korku tünelini de gezdikten sonra 6 saat içinde tüm alanı gezmiş bulunuyorduk ve uçağımıza 2 saat kaldığı için hemen otele dönüp oradan da havaalanına geçtik.Böylece Amerika gezimiz de sonlanmış oldu. Ama üzülüyor muyuz? Tabiki hayır. Peki neden? Çünkü sırada İtalya gezimiz vardı :) İtalya gezisi de bize tamamen sürpriz bir gezi. Garanti bankasının düzenlediği bir yarışmada Instagram 1.si olmam nedeniyle gitmeye hak kazandık. Detayları merak edenler bir sonraki yazımı beklemek zorunda kalacaklar. En kısa sürede görüşmek üzere :)
18 Ağustos 2013 Pazar
AMERİKA - LOS ANGELES
Evet Las Vegas'tan sonra nihayet Los Angeles'dayız. İspanyolca anlamı "Melekler" olan şehir. Diyebilirim ki gezdiğimiz onca şehir arasında İstanbul'a en çok benzeyen şehir bana göre. Uçaktan indikten hemen sonra taksiye atlayıp otelimizin yolunu tuttuk. New yorktan sonra benim ayarladığım her otelden korkar oldum :) Neyseki kavgayı edeceksek en baştan edelim de sonradan huzursuzluk çıkmasın diyerekten internetten bakıp teyit etmiştim otelin tuvalet ve banyo durumunu :) Akşam saatlerinde otelimize vardık, içeri girer girmez İşte bu demiştim, aşağıdaki fotoğrafa bakınca bunu dememek mümkün değil.
Yukarıya, odamıza çıkınca bu görünümden eser kalmadı tabii, otelin lobisi müthiş, odalar vasat. Genel olarak kalitesiz mobilyalar, ince ses geçiren duvarlar vs. Neyseki ve malesef ki Los Angeles için sadece 1 gece ayırabilmiştik. Bu nedenle eşyalarımızı odaya bırakıp, üstümüzü değiştirip akşam hava kararırken Hollywood Walk of Fame'e doğru yola çıktık. Kaldığımız otel metroya çok yakın olduğu için metroyla gitmeyi tercih ettik. Girişte metro için bilet aldık fakat bilet okutmamız gereken turnikeler ardına kadar açıktı ve kimse bilet okutmuyordu. Biz de ne olduğunu anlayamayıp bilet okutmadan geçtik. Yaklaşık 9 yada 10 durak sonra metrodan indik. Bu arada belirtmem gerekiyor ki metronun hali gerçekten içler acısı. Her yer çok pis, ortalık acayip kokuyor ve gerçekten kendinizi hiç güvende hissetmiyorsunuz. Onu da ben şuna bağlıyorum: bizim ülkemizde metro Levent, Osmanbey gibi gelir düzeyi yüksek olan kesimin yaşadığı yerlerden geçerken Amerikada durum tam tersi. Belki de bu nedenle metrolarda bu kadar çok suç işleniyor bilemiyorum. Ünlüler kaldırımı denen yer, sanki öylece bırakılsa hiçbir şey olmazmış da sırf oraya da insanlar gelsin diye orası tercih edilmiş gibi. Her yerde evsizler var, mütemadiyen kavgalar çıkıyor ve tek bir polis bile görmedik malesef. Yine de gidip görülmeli tabii.
Meşhur Kodak tiyatrosu artık Dolby oldu biliyorsunuz :( Önünde, Starların el ve ayak izlerinin bulunduğu Çin tiyatrosu da bu...
Ve bunlar da bazı sevdiğimiz ünlülerin izleri...
Los Angeles'ın bu kısmı bu kadar. Belirtmem gereken bir şey var ki buralarda gezinirken kesinlikle dikkatli olun. Çok geç saatlere kalmayın. Biz dönüş yoluna geçtiğimizde otelimize kadar bir evsiz tarafından takip edildik. Çıkarken otel görevlisi de çok geç saatlere kalmamamızı tembihlemişti. Nedenini gidince zaten anladık :) Bir gün sonra Hollywood Universal Stüdyolarına gitmek üzere otelimize döndük fakat onu tabiki de ayrı bir yazı olarak yazacağım. Diyebilirim ki hayatımda en çok eğlendiğim gündü o gün. Nedenini bir sonraki yazıda siz de öğrenebileceksiniz :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



