9 Mart 2013 Cumartesi

BEKLE BİZİ ROMA!!!

Ne kadar zamandır buraya yazmaya vakit bulamıyordum. Malum gezi yazısı yazmak kolay bir iş değil ee bir de fotoğrafları düzenlemek falan oldukça vakit alıyor. 2 hafta önce sıkıcı bir pazartesi gününde çalışmaya çalışıp içimden de dolu dolu sendromumu yaşarken telefonum çaldı. Normalde tanımadığım numaraları açmam ama o gün nedense açasım tuttu. Telefon Garanti bankasındandı. Yaklaşık 10 yıllık garanti müşterisiyim ve tanıtım amaçlı ya da kredi kartımla ilgili arandığımı düşünmüştüm kiiiiii telefondaki beyfendi Roma tatili kazandığımızı söyledi ve tebrik etti. O andan itibaren garanti bankası tarafından arandığımı değil, daha çok yakın bir arkadaşım tarafından kandırıldığımı düşünmeye başladım :) Ve bu nedenle gayet tepkisizce "Evet?" dedim, telefondaki bey kazandığım Roma tatilinin Mayıs ayında gerçekleşeceğini belirtip iletişim bilgilerimi doğruladı ve yeniden tebrik edip kapattı telefonu. Kafam oldukça karışmış şekilde, nedir ne değildir araştırmak için internete bakınıyordum ki birkaç hafta önce instagram üzerinden katıldığım yarışmayı hatırladım. Hemen Garanti Bankası'nın facebook sayfasına tıkladım ve birkaç sayfa altta yarışma sonucunda yeralan fotoğrafımı gördüm. Telefonda olayı anlayamadığım için sevinemeyen ben bu sefer sevinçten havalara uçtum tabii :) Şimdi Mayıs ayını ve turizm firmasının bize ulaşmasını bekliyor, Garanti bankasına çok çok ama çok teşekkürler ediyorum :)


25 Şubat 2013 Pazartesi

MACERA DOLU AMERIKA!

Yazının başlığına bakmayın siz. Henüz Amerika'da değilim :) Ama Nisan başlarında olacağım. Döndüğümde de bol bol yazı yazarım artık. Şu an yazacaklarım ise Amerika'ya gitmekten daha zor olan vize işlemleriyle ilgili. Ben başvurmadan önce internet ortamında doğru düzgün bir bilgi bulamadım açıkçası. O yüzden bu yazıyı yazmaya karar verdim ki benim gibi ne yapacağını bilemeyenler için yol gösterici olsun.


Efendim öncelikle size kendi durumumdan bahsedeyim. Daha önce 5 kere greencard'a başvurmuş fakat şansı yüzüne gülmemiş, bundan yaklaşık 5 yıl kadar önce evine hırsız girmiş ve pasaportu çalınmış bir insanım. Bunları okuyunca vizeye daha başvurmadan bile umutsuzluğa düşmüş olmamı anlamlı bulursunuz heralde. Amerika vizesi için başvurabileceğiniz 2 yer var. Biri Ankara Amerikan Büyükelçiliği, diğeri de İstanbul Amerikan Başkonsolosluğu. Ben İstanbul'da olduğum için tabiki konsolosluğa başvurdum. Öncelikle konsolosluğun sitesinden başvuru formunuzu doldurmanız gerekiyor. Formu bulabileceğiniz yer burası. Formu kesinlikle kendiniz doldurmalısınız. Daha sonra adımları takip ederek kredi kartıyla vize başvuru ücretinizi de yatırabilirsiniz. Formu doldurup vize ücretini yatırdıktan sonra size randevu saati ve gününü seçmeniz için bir sayfa açılacak, buradan istediğiniz tarih ve saati seçebilirsiniz. Olur da randevunuza gidemeyecek olursanız iptal ettirmeyi unutmayın.


Eğer siz de benim gibi bordrolu bir çalışansanız ve turist olarak gidiyorsanız başvuru formunuz ve pasaportunuzun yanında bu evraklara da sahip olmalısınız:

* Şirketinizin antetli kağıdına ve imzalı olarak, Amerika konsolosluğuna hitaben, işveren tarafından yazılmış, şirketteki görevinizi ve seyahat detaylarınızı belirten dilekçe,
* Şirketinizin imza sirküleri,
* Şirketinizin vergi levhası fotokopisi,
* Yeni tarihli faaliyet belgesi fotokopisi,
* Ticari sicil gazetesi fotokopisi,
* Sigorta işe giriş bildirgesi fotokopisi,
* Son 3 aya ait sigorta bildirgesi fotokopisi,
* Son 3 aylık bordro fotokopisi,
* Varsa gayrimenkul tapu fotokopileri,
* Banka hesap cüzdanınız,
* Otel ve uçak rezervasyonlarınız,
* Vize kurallarına uygun 2 adet fotoğraf
* Ve vize görevlisini, seyahatinizi sorunsuzca tamamlayacağınıza inandıracak evraklar.

Evet ben tüm evraklarımı hazırlayıp görüşmeye gittim. Fakat bu evrakların hiçbirisini istemediler benden. Sırada benden önde olan 3-4 kişiden otel ve uçak rezervasyonlarını, banka hesap işlemleri dökümlerini vs istediler fakat benden istemediler. Vize görevlisinin hayati bulduğu tek soru daha önce yurtdışına çıkıp çıkmadığımdı sanırım. Evet cevabını verince biraz daha detaylı sorular sordu. Benden önce görüşme yapan biri red cevabı aldı. Çünkü daha önce hiç yurtdışına çıkmamış ve Amerika'daki kız arkadaşının yanına gideceğini söylemişti. Vize görüşmesinde önemli olan vize memurunun sizin ülkenize geri dönüp dönmeyeceğinize inanması. Ve o kişinin dönmeyeceğinden şüphelendi sanırım ki kibarca reddetti. Daha önceden internetten okuduğum kadarıyla vize sonuçları hemen söylenmiyor, ups kargo ile pasaportunuz size ulaştığında öğrenebiliyormuşsunuz. Fakat o sistem artık değişmiş. Görüşmemden sonra vize memuru "Vizeniz onaylandı. İyi şanslar" dedi ve 1 gün sonra da pasaportum kargoya verilmişti. Önceden pasaportlar Ups kargo ile gönderiliyormuş, artık başvuru sırasında sizden PTT şubesi tercih etmenizi söylüyorlar. Bu nedenle benim pasaportum da 2 gün sonra Kadıköy PTT müdürlüğüne teslim edilmiş. Açıkçası evraklarınız tamsa ve vize memuru sizin geri döneceğinize ikna olduysa vize alamamanız için hiçbir neden yok gibi görünüyor.


Umarım bu yazı vize başvuru öncesinde olanlar için faydalı olur. Ben vizemi aldım şimdilik beklemedeyim. Darısı sıradakilere :)

24 Şubat 2013 Pazar

KADIKÖY MODA

Kadıköy nasıl Anadolu yakasının merkeziyse Moda da Kadıköy'ün gözbebeği. Bugün yazdan kalma bir gün vardı İstanbul'da. Biz de bu fırsatı kaçırmayıp kendimizi dışarı attık hemen. Kadıköylüler için kaçıp gidilebilecek en yakın yere gittik Moda'ya. İlk önce Moda iskelesinde harika bir kahvaltı yaptık. Açık büfe kahvaltı fiyatı 30 TL ve açık büfe gerçekten tatmin edici. Bir çok restaurantta açık büfe kahvaltıya verdiğiniz paraya değmez fakat burada değiyor.


Kahvaltıdan sonra denize karşı çayımızı da içip yürüyüşe başlıyoruz. Saatler ilerledikçe sahil, yürüyüş yolu da gitgide kalabalıklaşmaya başlıyor. Fenerbahçe'nin maçı da olduğu için çevre, Fenerbahçe formalı insanlarla dolu. Yürüyüş yapanlar, köpeğini gezdirenler, bisiklete binenler, çocuklarıyla top aynayanlar... Yürüyüş yolu yanındaki çimenlik alan kazılmış beton yollar yapılmış, ve yanlış hatırlamıyorsam Büyükşehir Belediyesi ile Kadıköy Belediyesi davalık olmuştu. Son duyumlarıma göre Kadıköy Belediyesi davayı kazanmış fakat düzenleme de yarım kalmış. Kadıköy belediyesinin yürüyüş yolu çevresini yeniden yeşillendireceğine ve biz Modaseverlere çimenlere yayılma keyfini yeniden yaşatacağına inanıyorum :) 




Birkaç saatlik uzun ve huzur dolu bir yürüyüşten sonra çay kahve molası verdik, Bomonti Cafe'ye çıktık. Bomonti Cafe'ye çıktık diyorum çünkü cafe yürüyüş yolunun üst kısmında kalıyor. Genelde tıklım tıklım ve yer bulmak zor oluyor fakat deniz kenarında olmasa da boş yer bulabildik ve çay kahve içerken tavla oynadık. Merak edenler vardır belki tavlaya hızlı başladım fakat sonuç 5-2, evet yenildim :) Öğleden sonra hava soğumaya başlayınca kalkıp yoğurtçu parkına doğru yürüdük. Maça gelen yüzlerce Fenerbahçe taraftarı arasından geçip evimizin yolunu tuttuk...


Fotoğrafta gördüğünüz geminin adı Helon ve içinde fotoğraf sergisi vardı. Fakat eve dönmek zorunda olduğumuz için uğrayamadık. Merak edenler, ziyaret etmek isteyenler Moda'dan yoğurtçu parkına çıkan parkurda gidip görebilirler.


Harika bir pazar günü daha böyle geçti. İstanbul'da yaşayıp da haftasonu nereye gitsek diye düşünenlere iyi bir alternatif Moda... Gidip görmeyen kalmasın :)

15 Şubat 2013 Cuma

İRAN

Merhaba. Buraya uzun zamandır, gerekli ilgiyi gösteremediğimin farkındayım fakat iki blogu aynı anda idare etmek kolay iş değil. Hangi iki blog diye sorarsanız eğer diğeri bu. Bugün kendi yazılarımdan birini değil ama yakın arkadaşlarımdan Deniz Gülen'in bir yazısını paylaşacağım, onun fotoğrafları ve onun görüşüyle. İşte size haberci gözünden İran...

" Uçağımız Tahran İmam Humeyni Uluslararası Havalimanı'na indiğinde merakımız yerini heyecana bıraktı. Yıllarca bize hep farklı şekilde tanıtılan bir ülkeye ayak basacaktık az sonra. Evet İran İslam Cumhuriyetiydi ziyaret mekanımız. Uçaktan indik, pasaport kontrolü ve sonrasında başkent Tahran'dayız. İlk izlenim önemlidir ya herkes için, önyargılarımızı kenara bırakıp şehrin akışına bıraktık kendimizi. Tahran'da trafik inanılmaz. Benzin sudan ucuz olunca araç sayısı almış başını gitmiş. İstanbul trafiğine katlanamayanlar burayı görseler sözlerini geri alırlardı. Kuralsızlığın kural olduğu bir yer burası. Tampon tampona giden araçlar, yayaları hiç umursamayan sürücüler. Karşıdan karşıya geçmenin bile mücadele gerektirdiği bir trafiğin tam ortasındaydık açıkçası. Eğer İran'a özellikle Tahran'a gelecekseniz araç kiralamayı bir kez daha düşünün. Bu trafikte saçlarınızı yolabilirsiniz. Onca karmaşaya rağmen trafikte kavga gürültü yok. Kimse kimseye bulaşmıyor, sesini yükseltmiyor. 


Geniş bir metro ağı var Tahran'da. Kilometrelerce uzunluktaki metro hattının inşaası devam ediyor. Yakın zamanda havaalanından şehir merkezine de seferler eklenecekmiş. 

Dünyaya kapalı bir ülke İran. Ambargoların altında yaşam mücadelesi veriyorlar. Bu onları yıldırmamış aksine hırslandırmış. Yerli üretim had safhada. Otomobillerini, uçaklarını, telefonlarını, binalarını, yollarını hep kendileri yapıyorlar. Upuzun tüneller, çift katlı otoyollar hep İranlı mühendis ve işçilerin elinden çıkmış.

Tahmin edersiniz ki ülkeye şeriat hakim. İslam devrimi sonrası kadınların mutlaka ama mutlaka başlarını örtmeleri gerekiyor. Kara çarşaf ya da burka giymiyorlar. Yaşı daha büyük olan kesin daha radikal haliyle, çarşaf kullanıyorlar hala fakat kendilerini modern gören İranlı kadınlar başörtüsünü zorunluluk da olsa sadece süs eşyası olarak kullanıyorlar. Acem kızlarının güzelliği dillere destandır, buna birebir şahit oluyorsunuz Tahran'da. Kadınlı erkekli gruplar sokaklarda rahatça birlikte gezebiliyorlar.

Türk Lirası İran Rial'i karşısında iki kat daha değerli. O nedenle alışverişte birçok ürün ucuza geliyor. Bol bol alışveriş yapma imkanı yaratmalısınız.

Tahran gerçekten çok büyük bir kent. Özellikle dini mekanlar gezilmesi gereken yerlerden. Dini rehber İmam Humeyni'nin evi, Şah Rıza'nın sarayı ve nice mekan ziyaretçi akınına uğruyor. İran'da nereyi gezerseniz gezin, nereye giderseniz gidin, dini değerlere saygılı olmayı ve sabretmeyi sakın unutmayın..."

27 Ocak 2013 Pazar

ULUDAĞ GEZİSİ

Malum kış aylarındayız. Biz İstanbul'un göbeğinde bu sene karı 1 kere görsek de kayak merkezlerinde 2 metreye yakın kar var. Çocukken günübirlik gittiğimiz Kartalkaya gezisinden beri geçen sene de çalıştığım şirketle Kartepe'ye gitmiştik. Geçen sene de bazı nedenlerden ötürü kayak yapma şansımız olmadı. Bu sene kışın başından beri mutlaka gidip kayak öğreneceğim diye tutturmuştum. Fırsat sitelerinin birinde günübirlik Uludağ turunu da görünce dayanamadım erkek arkadaşım ve kendim için satın aldım. Bizim satın aldığımız tur Tatilmod firmasına ait. Hizmetten memnun kalıp kalmadığımıza daha sonra değineceğim. 


Kendi özel aracınız ve kendi imkanlarınızla giderseniz maliyeti ne olur bilemiyorum ama biz tura ulaşım+kahvaltı+kayak takımı için kişibaşı 100 TL ödeme yaptık. Rehber için de ayrıca 15 TL ödeme yapmanız gerekiyor. Tur Anadolu yakasında Kadıköy evlendirme dairesi'nin önünde 04:30'da katılımcıları alıyor ve hareket ediyor. Tur rehberi orada gerekli olacak şeyler için de size indirimli fiyatlar veriyor. Biz kayak hocası için kişibaşı 70 TL, kayak gözlüğü için günlük 15 TL, Alt-üst kayak kıyafeti için 20 TL ve ekmek arası sucuk ve koladan oluşan öğle yemeği içinse kişibaşı 15 TL ödedik. Sabah 04:30'da hareket eden otobüs saat 08:00 gibi Uludağ'a varıyor.


Rehberinizin yönlendirmesiyle elinizdeki kayak takımı ve kıyafet fişlerinizi teslim edip size uygun kıyafet ve kayak takımlarınızı alıyorsunuz. Eğer kayağa gönül verdiyseniz ve ben sık sık giderim diyorsanız mutlaka kendi kıyafetlerinizi ve kayak takımlarınızı alın nitekim size 2 beden büyük gelen kıyafetleri de giymek zorunda kalabilirsiniz :) Biz başlangıç için ne kadar doğru olduğu tartışılır fakat snowboard'u tercih ettik. Giyinip hazırlandıktan sonra hoca ayarlanmasını talep ettik ve kervansaray skipasslarımızı da alıp piste geçtik. Uludağda bildiğim kadarıyla 14 ayrı pist var fakat biz Kervansaray telesiyeji kullandık.


Kayak hocamız her ne kadar Türkiye snowboard milli takım eğitmeni olduğunu söylese de kendisinden pek memnun kalmadık. Yaklaşık 10 dk düz zeminde bizi eğittikten sonra telesiyeje bindirip 1100 metrelik kervansaray pistine çıkarttı bizi. Düşe kalka da aşağı indirdi sağolsun :) Dediğim gibi bu gidişimizde öğrendiğimiz tek şey düşerken mümkünse popo üstü düşmemiz ellerimizi yere koymamamız oldu. Bir de düşmekten şişen henüz çatlak mı kırık mı ne olduğunu bile anlamadığımız diz kapağı yaralanmam oldu :)


Hem hocanın biraz moralimizi bozması, hem de ufak morluklarımız nedeniyle öğleden sonra kaymak istemedik pek. Gidip bir süre Beceren Cafe'de oturduk. Fiyatları sorarsanız Çay 5 TL, Nescafe 12 TL, Tost 10 TL :) Bir süre burada zaman geçirdikten sonra nasılsa günlük skipass'ımız var deyip yeniden Kervansaray telesiyejiyle zirveye çıktık. Zirvede Kartal Yuvası denen ortasında ateş yanan, ateş başında oturup sohbet edebileceğiniz hem de ısınıp sıcak şarabınızı yudumlayabileceğiniz harika bir ortam var. Bir süre de burada vakit geçirip saat 16:00'a doğru yeniden kayak malzemelerini kiraladığımız yere gidip malzemeleri teslim ettik. Saat 17:00'de Uludağ'dan dönüş yoluna geçtik. Topçular-Seferihisar feribot sırasında yarım saat sıra beklememiz nedeniyle saat 22:30 gibi evimize döndük. Dün hava oldukça soğuktu ve tipi vardı. Öğrendik ki bugün tipi daha şiddetliymiş ve kayak ihtimali daha azmış. Bazı yerlerimiz hala sızlasa da, dayak yemiş gibi olsak da soğuk ama güzel bir gündü. Eğitme becerisi pek gelişmemiş bir hoca benim hevesimi kıramaz. Morluklarım ve şişliklerim geçer geçmez yeniden deneyeceğim snowboardu ve sizinle yeniden paylaşacağım. Şimdilik Uludağ ve kayak maceramız bu kadar :)