4 Haziran 2014 Çarşamba

Hürriyet Sosyal

İnternet, hayatımızı derinden değiştiren bir buluş oldu. Öyle ki artık seyahat ettiğim ülkede internete bağlanmak; su gibi, yemek gibi önceliklerimin önüne bile zaman zaman geçtiğini fark ediyorum. Eğer bir bloğunuz var ve sosyal medya ile de sıkı sıkıya bağlıysanız bu şart.
İnternet dünyası gittikçe sosyalleşiyor ve sosyal medya hayatımızın hemen her yönünü kapsayacak şekilde büyüyor ve gelişiyor. Artık haberleri sosyal medyadaki linkleri tıklayarak okuyor, fikirlerimizi yine sosyal medya üzerinde paylaşma ihtiyacı duyuyoruz. Sosyal medya dünyayı değiştiriyor. Bu değişime hızlı ayak uyduranlar kazanıyor.
Hurriyet.com.tr, bu konuda en yenilikçi online haber sitelerinden biri olduğunu tekrar ispatlıyor. Dünyada bir ilki gerçekleştirerek, sosyal tabanlı bir haber sitesine dönüşüyor. Artık, ilgilendiğimiz kategorileri işaretleyerek, kendimize özgü bir hurriyet.com.tr oluşturabileceğiz. İlgilenmediğimiz kategorilerin filtre edildiği ve sadece ilgi alanımıza giren içeriklerin listeleneceği bir sayfa bana gayet cazip geliyor.
Yeni Hürriyet deneyimi, sosyal.hurriyet.com.tr adresi üzerinden sunuluyor.
Aynısını Facebook Sayfasında da yapıyorum. İstemediğim veya hoşlanmadığım sayfalardan yapılan paylaşımları engelliyorum. Seyahat, teknoloji, çevre, kitap, sinema gibi içeriklerin olduğu Facebook sayfasını o nedenle sanki bir portalmiş gibi izliyorum ve okuyorum. Artık bunu Hürriyet Sosyal sitesinde de yapabileceğim. Hem gerilere giderek, ana sayfada çıkmayan, ama değerli içeriklere de kolaylıkla ulaşabileceğiz.
Sadece sevilen yazarlar takip edilebiliyor ve hatta diğer okuyucularla tartışma ortamları yaratılabiliyor. Ortak özelliklere sahip kişileri takip edip, onların paylaşımlarını da görebiliyoruz. Kendi fotoğraf veya içeriklerimizi de paylaşabiliyoruz. Yoldaolmak.com ve gezgintech.com web sitelerimde paylaştığım yazıları, Hürriyet Sosyal duvarımda paylaştım.
Hürriyet Sosyal’e üye olmak gayet kolay. Facebook, Twitter veya LinkedIn ile üye olunabiliyor. Sosyal ağlardaki alışkanlıklarımız ile Hürriyet Sosyal kullanırken yabancılık çekmiyoruz. İleride daha iyi bir ara yüze kavuşacağına eminim.
Sisteme üye olduktan sonra Sonra profil fotoğrafı ekliyorsunuz, en üste de cover fotoğrafı koydunuz mu daha da şık duruyor. Artık burada kendi gündeminizi yaratıp, harstag’ler kullanarak içerikleri paylaşabiliyorsunuz. Öne Çıkart butonu ile de bu içeriğinizin Hurriyet.com.tr Ana Sayfa’da gösterilmesi için oyluyorsunuz. Diğer kullanıcların paylaşımlarına yorum yapılıp, onlarla da mesajlaşılabiliyor.
Hürriyet Sosyal, Hurriyet.com.tr’nin ana sayfasının seyrinden koparmıyor. Gündem, Ekonomi, Dünya, Spor gibi ana haber kategorilerine, Sosyal Hürriyet sayfalarının üst kısmındaki menüden doğrudan erişilebiliyor.
Bu açıdan bu yenilikçi yaklaşım ile Hurriyet.com.tr, bir sosyal platform olma yolunda ilerliyor gibi görünüyor.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

26 Mayıs 2014 Pazartesi

ESKİŞEHİR - ÇAĞDAŞ CAM SANATLARI MÜZESİ

Yılmaz Büyükerşen Balmumu Müzesi'ni gezdikten sonra hemen yanındaki Çağdaş Cam Sanatları müzesine uğramadan olmazdı tabii. Bu müzenin girişi de yanlış hatırlamıyorsam 2 TL gibi bir şeydi.
İçeride yerli ve yabancı sanatçıların atölyelerinde yapıp müzeye bağışladığı eserler sergileniyor. İçeride ilginç eserler var. Camın dönüştüğü şekiller ilginizi çekecektir...
Sizi müzenin girişinde böyle güzel bir havuz ve harika cam bir avize karşılıyor.
Üstteki Payam Latifi'nin Sihirli Ayna eseri benim müzedeki eserler arasında en beğendiğim eser oldu. 
Mehmet Koç'un "Cehennemin Yolu Altınla Kaplıdır" eseri ise adından anlaşılacağı üzere altınla kaplı. İçeride 100'e yakın eser, birbirinden farklı tekniklerle şekillendirilmiş halde sergileniyor. Balmumu müzesinden sonra uğramanızı, camın dönüştüğü bu farklı şekilleri yakından görmenizi isterim. Eskişehir'deki bir sonraki durağımız Amsterdam'ı aratmayan Porsuk çayı turu :) Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

24 Mayıs 2014 Cumartesi

ESKİŞEHİR - BALMUMU HEYKEL MÜZESİ

Her türlü mini tatili fırsat bilen biz, geçtiğimiz 1 Mayıs tatilinden sonra 2 Mayıs'da tatil edilince (işyerim tarafından) yakın bir yerlere kaçalım dedik. En son 10-11 yaşlarındayken gittiğim ve pek de bir şey hatırlamadığım Eskişehir'e düştü yolumuz. Malesef Metro Turizm ile 6 saatlik bir yolculuktan sonra nihayet vardık Eskişehir'e. İstanbul-Eskişehir bilet fiyatı 29 TL bu arada.
Konaklama için daha önce internetten araştırma yapmış ve Odunpazarı Han Royal oteli seçmiştik. Hem Odunpazarındaki diğer otellere göre daha makul fiyatlara sahip hem de gerçekten temiz. Çalışanlar da çok ilgili. İyi bir tercih yapmışız otel konusunda.
Otele yerleştikten sonra karınlar ufaktan acıktı tabii. Eskişehir'e gelmişiz ilk olarak ne yenir? Tabiki de çibörek :) Otelden çıkmış merkeze doğru yürürken otelin 1 alt sokağında gördüğümüz Kırım Kültür Çibörek evine oturduk hemen. Çibörek yiyecekseniz tavsiye ederim, sıcacık dumanı üstünde ve kızartılarak yapılmasına rağmen hiç de ağır insanın içini bayacak türden değil. Yazarken bile ağzımın sulandığı doğrudur :)
Karnımızı da doyurduktan sonra ilk olarak Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi'ne gidelim dedik. Daha önce New York'taki Madame Tussauds müzesini gezmiş ve çok beğenmiştim. Malum Türkiye'de daha önce görülmemiş bir şey olduğu için pek de beklenti içinde değildim müzeye giderken. Öncelikle müze Pazartesi günü kapalı diğer günlerde de sabah saat 10:00'da açılıyor. Giriş 3 TL idi yanlış hatırlamıyorsam. Müzeye yaklaşık 15-20 kişilik gruplar halinde içeriye alınıyor. İçeri girer girmez küçümsememin yanlış olduğunu anladık. Heykeller gerçekten başarılı ve asıllarına oldukça uygunlar.
 
 
 
Müzede Eskişehir Belediye Başkanı Sayım Büyükerşen tarafından yapılmış yerli ve yabancı 160 kişinin heykeli bulunuyor. Fotoğraflarda gördüğünüz heykellerin çok küçük bir kısmı tabiki. Müzede aynı zamansa Mustafa Kemal Atatürk'ün çeşitli dönemlerini yansıtan heykelleri de mevcut. Sanıyorum Eskişehir'e gitmişken uğramadan dönmemeniz gereken yerlerin en başında bu müze geliyor. Aynı zamansa müzeye giriş için ödediğimiz ücretler de kız çocukları ile engelli çocukların eğitim masrafları için kullanılıyormuş. Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen bu  müze ile hem Eskişehir'e farklı bir görsellik kazandırmış hem de yardımseverliğini kanıtlamış. Balmumu müzesinden sonra müzenin hemen yan tarafında olan Çağdaş Cam Sanatları müzesine geçtik fakat o bir sonraki yazıda burada olacak. Kısa bir süre sonra görüşmek üzere. Mutlu haftasonları...

20 Nisan 2014 Pazar

AMSTERDAM - VAN GOGH MÜZESİ

Amsterdam'da gezilecek ilginç yerler sıralamasında ilk sırada olan İşkence Müzesini gezdikten sonra, Amsterdam'da görmeden dönmemeniz gereken yere geçiyoruz. Tabiki Van Gogh Müzesi. Ünlü ressam Van Gogh ve çağında yaşamış diğer ressamların eserlerinin bulunduğu bu müzeye Dam Square'den tramvay ile gidebilirsiniz. Müzenin girişinde ufak bir bilet kuyruğuyla karşılaşabilirsiniz ama sıra çok hızlı ilerliyor. Bir aksaklık yoksa eğer 5 dakikadan fazla beklemezsiniz. Bilet fiyatı ise 15 Euro.
Öncelikle müze saat 10:00 ile 18:00 saatleri arasında açık. İçeride Van Gogh'a ait 200 resim ile 500 çizim mevcut imiş. Müzede Van Gogh haricinde, genelde empresyonist ve post empresyonist sanatçılarında yer aldığı 19. yüzyıl sanat eserleri de mevcut. 
Bizim müzelerimizdeki bilgi eksikliğinin aksine her bölüm geçişinde detaylı bilgilendirme yazıları mevcut müzede.
Van Gogh'un 1885 yılında yaptığı ünlü "Patates Yiyenler" tablosunu da yakından inceleyebilirsiniz müzede.
Van Gogh'un kendi sembolü haline getirdiği ayçiçekleri ve sarı rengi mutlulukla özdeşleştirerek ruhsal gel-gitlerini yansıttığı Ayçiçekleri serisi de müzede mevcut. Bu seriyi incelerseniz ressamın o dönemki ruhsal durumunu da çok net anlayabilirsiniz.
Yine en bilinen eserlerinden olan "Arles'da Yatak Odası" serisini de müzede bulabilirsiniz. Yıllarca Paris'te yaşadıktan sonra Fransa'nın güneyine Arles'a taşınan ressamın kısa süren ara dönemlerinden birinde üretilmiş bu seri. 3 resimden oluşan bu serinin ilki daha canlı renklere ve düzgün bir perspektife sahipken son resimin renk olarak daha gri ağırlıklı olması ve bozuk perspektif de ressamın ilerlemiş ruhsal bunalımına işraret eder. Zaten Van Gogh bu serinin son resmini ürettikten 10 ay sonra intihar ederek hayatına son vermiştir.
Amsterdam'da minik bir sanat arası da verdikten sonra Amsterdam'da pek gezecek yer bıraktık. Turistlerin en çok merak ettiği ve Amsterdam hakkındaki polemik konuların en başında gelen Red Light District bir sonraki yazıda olacak. Görüşmek üzere...

2 Nisan 2014 Çarşamba

AMSTERDAM - İŞKENCE MÜZESİ

Amsterdam'da gezilecek yerler listesindeki en ilginç yerlerden biri de bu İşkence müzesi. Dam Meydanından ayrılmış bilinçsizce dolaşırken görüp girmeye karar verdik biz bu müzeye. Her ne kadar Ceyhun biraz uzak baksa da bu fikre ben korku tünellerini sevdiğim gibi bu tip ürpertici mekanları da severim :)
Spui yakınlarında ufak kanal evlerinden biri dekore edilerek müze haline getirilmiş. İçeride tahmin edeceğiniz üzere işkence aletleri var. Yanlarında ise açıklamaları ile nasıl kullanıldıklarını gösteren fotoğraflar var. İçerisi oldukça loş, müzeye giriş yaptığınız dev kapının içten gıcırtısı da sizi ilk dakikadan geriyor :)
Taş duvarlar, dar koridorlar ve loş bir aydınlatma kullanılarak ortam işkence aletlerini sergilemeye uygun hale getirilmiş. Biz gittiğimizde kapanmasına çok az bir süre vardı ve içeride kimse yoktu. O kadar sessiz ve ürperticiydi ki ortalık, o an karşımıza herhangi biri çıkmış olsa çığlık çığlığa kaçardık sanırım :)
Biraz meraklıyımdır evet... :)
Ortaçağda kullanılan bu işkence aletlerinin sergilenme nedeni insanların acımasızlığını göstermek aslında. İçeride giyotin de dahil olmak üzere çok çeşitli işkence aletleri mevcut. 
Klostrofobi ve paranoya sahibi insanlara pek de tavsiye etmeyeceğim bu müzeyi her gün sabah 10 ile akşam 23 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücreti tam bilet 5 euro indirimli 2,5 euro. İstanbulla karşılaştırdığımızda gözümüze küçücük görünen Amsterdam'a gidip işkence müzesini de gezmedik demeyeceğiz. Bir sonraki yazı, içerdiği sanat ile bu müzeyi ortaçağın derinliklerine gömecek olan Van Gogh müzesi. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...