17 Ağustos 2013 Cumartesi

AMERİKA - LAS VEGAS

New york'tan ayrılıp Las Vegas'a geçmek sanıyorum herkes için biraz zor ve isteksiz olurdu :) Benim için de öyle oldu. 8 günlük Amerika gezimizde mecburiyetten gittiğimiz tek şehir Las Vegas. Nedenini merak edenlere cevabım NAB. NAB show her sene Nisan ayının başlarında Las Vegasta düzenlenen bir broadcast fuarı. Bizim de işimizle alakalı olduğu için ziyaret ettiğimiz bir fuar. Anlayacağınız Las Vegasa uğramamızın başlıca nedeni bu. Gündüzleri fuara gidip geceleri gezmek için bence yeterince güzel bir neden :)
Las Vegasla ilgili harika fotoğrafların ve videolarım vardı. Fakat fotoğraf makinamı her zaman yanımda taşıyamadığım için özellikle Las Vegas fotoğraflarını telefonumla çekmiştim ve telefonum çalındı biliyorsunuz ki. O konuya da geleceğim fakat belirtmek istedim ki şu andan sonra paylaşacağım bazı fotoğraflar bana ait olmayacak :( Öncelikle biraz genel bilgi vereyim. Biz Las Vegasta Circus Circus otelde kaldık. Evet ben ki özellikle palyaçolardan ve yüzü boyalı olan bir çok şeyden korkarım, sirk konseptli bir otelde kaldık. Las Vegastaki otellerin hepsinin bir konsepti var. Antik mısır konsepti, Roma, Fransa gibi. Genel olarak konaklama çok ucuz, çünkü normal olarak paranızı casinoda harcamanızı öngörüyorlar :)

Açıkçası Las Vegasta gezebileceğiniz pek bir yer yok zaten insanların çoğu otellerinden de dışarı çıkmıyorlar. Mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında Stratosphere geliyor. Aynı zamanda otel, casino ve eğlence mekanı olan Stratosphere 350 metre uzunluğunda ve en üstünde harika roller coasterlar var :) Ve evet tabiki de bindik :))
Bu gördüğünüz upuzuuuuuun kulenin üstünde 3 farklı roller coaster var efendim. Birincisi tekli kabinler halinde sizi kulenin dış tarafına çıkarıp döndürüyor. İkincisi kulenin en üstünde sizi aniden yukarıya doğru fırlatıp tekrara aşağı indiriyor. Ve evet üçüncüsü ve bence en korkutucusu, sizi tam bir roller coaster kabinine bindirip hızlıca kuleden dışarıya sürüp orada aşağıya doğru çevirip bırakıyor. Biz üçüncüsünü tercih ettik. Bizim için daha çok "eğlenceli" iken bir sıra önümüzde oturan Alman arkadaşın ettiği küfürlerden anladık ki bazıları için gerçekten korkunç :) Bütün bunları 350 metre yükseklikte yaptığını düşününce pek de küçümsememek gerekiyor bence :))


Bu arada yanlış hatırlamıyorsam Stratosphere'e giriş ve 1 adet roller coaster kuponu 240 TL idi. Yaşadığınız heyecana kesinlikle değer, gittiğinizde denemeden dönmemeniz gereken şeylerden... Las Vegasta Stratosphere'in de bulunduğu Strip denen caddede yer alan bahsettiğim konsept otellerin çevrelerinde de gösteriler yapılıyor. Su şovları, konsepte uygun Titanic canlandırması vs gibi. Buraları da en fazla 1 gün içinde gezip bitireceğinizi düşünürsek Las Vegasta gidebileceğiniz tek bir yer kalıyor. O da eski şehir merkezi yani Downtown. Burası gerçekten Las Vegas denince aklınıza gelebilecek yer. İstiklal caddesine benzer, üstü kapalı ve ışık gösterilerinin yapıldığı, sağlı sollu casinolarla çevrili, caddenin 4 tarafında kurulu sahnelerde aynı anda 4 farklı konserin verildiği bir yer. Biz gittiğimizde oturduğumuz barın hemen yanından fake Elvis Presley konseri vardı, oldukça eğlendik :)

Bu blogda ilk defa şimdi bir de video paylaşacağım. Tabiki de Elvis konserinden :))
                            
Yukarıda bahsettiğim gibi sokağın üstü kapalı ve gecenin ilerleyen saatlerinde kalabalık arttığında sahneyi herkes görebilsin diye sahne tavana yansıtılıyor ve gerçekten harika bir görüntü oluşuyor. Bunun için de çok tadımlık bir videom var :)
                            
Evet biz henüz bu eğlenceye başlamadan önce, öğlen saatlerinde telefonum çalındı. Çöle bile yağmur yağdıran benim kötü şansım ki Las Vegasa geldiğimiz ilk gün deli gibi yağmur yağıyordu, bunca insanın içinde biri gelip ceketimin cebindeki telefonu çaldı evet :( Farkeder farketmez önce girip çıktığımız her yere geri dönüp baktık. Filmlerde gördüğümüz casino güvenlik odalarına bile girip casino güvenlik görevlileriyle konuştuk. Bulunmuş yaklaşık 10 kadar Iphone gördük fakat hiçbiri benimki değildi :( Özellikle bu sokakta sürekli gezen devriye polisler var. Gezdiğimiz yerlerde bulunmadığını öğrenince hemen onlara başvurduk, sağolsunlar beklediğimizden çok yardımcı oldular fakat hiçbir bulunma haberi olmadığını belirttiler. Aynı zamanda polis geçen hafta kendi telefonunun da çalındığından bahsederek kibarca boşuna beklemememizi anlatmaya çalıştı. Çalınan şirket telefonum olduğu için hemen şirketime haber verdim ve polise zabıt tutturmam gerektiğini söylediler. Sokak devriyesine bunu ilettiğimizde zabıt tutturabileceğiniz merkez saat 17:00'de kapanıyor ancak yarın gidebilirsiniz dedi. Bir polis merkezinin saat 17:00'de kapanması bize ne kadar garip gelse de mecburen bir gün sonrasını bekledik :)
Bu fotoğraf gerçekten de Las Vegasta polis merkezinde mahsur kalışımızın fotoğrafı. Bizi merkeze getiren Meksikalı şöför yolu bilmeyip bizi yaklaşık 1 saat gezdirince taksiden inip ödemesini yaptık. Yani beklemesini söylemedik. Merkezde işlemlerimizi bitirip dışarı çıktığımızda karşıdaki itfaiye merkezinde çalışan birinden öğrendik ki Las Vegasta taksi bulmanın en zor olduğu yerdeymişiz. Yaklaşık yarım saat otostop çekmeye çalıştıktan sonra şans eseri önünde beklediğimiz polis merkezinin şerifi bize acıyıp bizi merkeze götürmeye karar verdi. Ona hala minnettarız. Çok yaşa büyük SHERIFF :)) Las Vegas maceramızda burada sonlandı ve bakalım yolculuk nereye :)

11 Ağustos 2013 Pazar

AMERİKA - NEW YORK - CENTRAL PARK

Bir önceki yazımda, ki o da burada, Madame Tussauds'dan çıkıp Las Vegas yolunu tuttuğumuzu yazmıştım, bayağı zaman atlamışım :) Çünkü Las Vegas'tan önce, ki uçağımız saat 15:00'deydi, Central Parkı görmeliydik. Sabah 9 gibi tuvaleti banyosu ortak olan fakat şehrin en işlek bölgesinde olan otelimizden ayrılıp yürüyerek Central parka geldik :) 
Aslında güney kapısından girmemiz gerekirken yine benim içgüdülerim sayesinde birazcık kaybolup doğu kapısından girdik parka. Hep duyar ve izlerdim fakat ancak görünce inandım büyüklüğüne. Parkın içine doğru 20-30 adım attıktan sonra ne şehrin gürültüsü kalıyor ne de stresi.
İlk baştaki resimde de görebileceğiniz üzere park gerçekten çok büyük. Öyle ki içinde, hayvanat bahçesi, göl, futbol sahası, müze bile var :) Biz hayvanat bahçesine gitmedik fakat müzeye uğradık. Parktaki müze bile bizim en büyük müzelerimizden daha büyük. Yüzlerce fotoğraf vardı size müzeyi tanıtabileceğim, anlatabileceğim. Fakat telefonum Las Vegasta çalındığı için fotoğraflar da uçtuuu gitti :( Bu durumda bolca kullanılan bir söz vardır, ne demişler müze fotoğrafı yoksa göl fotoğrafı var dostum. İşte parkın içindeki su gösterilerinin de yapıldığı devasa göl...
Genelde çok şanslıyımdır, öyle ki her gezide başıma bir şey gelir, ya düşer şaşarım ya bir şeylerim çalınır. Belki bunlar çok normal şeyler de benim bunu şans saymam anormal, bilemiyorum. Anormalliğim konusunda çekincelerim var. Konu zaten şu an benim anormalliğim değil. Konu uçağımıza birkaç saat kala ziyaret etmek istediğimiz Central Park'a gittiğimizde Kalp Sağlığı için düzenlenen bir koşunun tam ortasında kalışımız. Bilemiyorum belki de Böbrek sağlığıdır. Parkın içinde gezinirken kocaman bir plastik böbreğin içinden geçtiğimize yemin edebilirim. Neyseki çabucak süzülüp dışarı atıldık. Bu deli gibi atan kalplerin ve içip içip süzen böbreklerin arasından karşıya geçmek için de yaklaşık 10 dk kadar bekledik.
Bir ara koşanların arasına dalıp bir süre onlarla koşup sonra kendimizi karşı tarafa atmayı planlamadım değil fakat Ceyhun tarafından engellendim :) Sonuç olarak bir şekilde karşı tarafa geçmeyi başardığımızda gerçekten booolca duyduğumuz tatlı sincapları gördük çevrede.
Gördüğünüz gibi yukarıdaki fotoğrafı doğru düzgün çekmeyi becerebilseydim belki de şu an kendime bir sincap çiftliği kurmuş olurdum. Şapşal resmen flüt çalıyor gibi görünüyor fotoğrafta. Yada benim hayalgücüm kendini aştı artık :) Bilemiyorum bence fareli köyün sincabı olabilir.
Sincapları bir kenara bırakıp, aslında baya kaçıp gittiler bizden, gezmeye devam ediyoruz. Gölün çevresinde bir tur atıp kuşların cıvıltısını dinleyip huzuru hissettik. Bu arada söylendiği gibi bence de geceleri tehlikeli olacaktır park. Park o kadar büyük ki gündüz bile bazen yapayalnız olduğunuzu hissediyorsunuz parkta. Biz neyseki fotoğrafımızı çektirecek birilerini bulduk :))
Central Parkı görülmedik pek bir yeri kalmayana dek gezip, 1 $'lık elmamızla da karnımızı doyurup :) uçak için yola koyulduk. Bu sefer kesin gidiyoruz Las Vegas'a, bir önceki yazımdaki gibi ay şunu unutmuşum deyip geri dönmeyeceğim. Yani bir sonraki yazı Las Vegas... Kimilerinin deyimine göre günah başkenti Las Vegas'ta görüşmek üzere...

27 Temmuz 2013 Cumartesi

AMERİKA - NEW YORK - MADAME TUSSAUDS

En son dönme dolaptan inip hızlı adımlarla oyuncak mağazasından ayrılan Ceyhun'un peşinden koşturuyordum evet. Çıktığımız mağaza ile Madame Tussauds birbirine çok yakın zaten. Bizim, bir önceki yazımda bahsettiğim gibi, ki o da burada, 2 günlük New york pass kartımız olduğu için bilet ücreti ödemedik. Pass'ı olanlara ayrı bir giriş sunulmuş zaten çoğu mekanda. Fakat yok biz illa daha çok para harcamak istiyoruz bu yüzden de pass almadık, sanane be kadın, paramı nasıl harcayacağımı sana mı soracağım diyorsanız da giriş ücret kişibaşı 36$ efendim, kısaca keyfiniz bilir!
Yukarıda gördüğünüz gibi sizi şaşı Julia Roberts karşılıyor. İkimizde sanırım en çok Julia Roberts heykelinin yanında vakit geçirdik. Kendisine bayıldığımızdan değil, önünde oturup dinlenebileceğimiz bir sandalye olduğundan :) İçeride Hollywood starlarının, Pop starların, politikacıların, dünya liderlerinin ve ünlü sporcuların olduğu bölümler var. Ayrıca Marvel karakterlerinin olduğu bir bölüm var ki Kaptan Amerika hayranı falan olmadığımız için girmedik, eğer o bölümü de görmek isterseniz ek ücret ödemeniz gerekiyor. Genç kızların hayran olduğunu düşündüğüm Johnny Depp'inde heykeli mevcut. Ben hayranı değilim evet, ben Jack Sparrow'a hastayım kızlar Johnny Depp'e değil. Çünkü seksi yürüyüşü ve göz makyajı konusunda ondan öğrenmem gereken çok şey var :)
İçerisiyle ilgili size anlatabileceğim çok bir şey yok tahmin edersiniz ki. Bu nedenle fotoğraflara bakmanız daha mantıklı olur...
 Ceyhundan olmaz ama böyle olmaz, çoluk çocuk var davranışı :)
Bu işler küçük adımlarla başlar, ben omuzdan başladım tacize :)
Böyle geyik, eğlence, dalga vs iyi güzel bu yazıda olmazsa olmaz tek kişi var ki o da...
Bu bıdık teyze kimmiş ya demeyin çok ayıp olur. Kendisi tam olarak Madame Tussauds. Yani Marie Tussaud. 1761 doğumlu Fransız heykeltraş. İlk balmumu heykelini Londra'da açmış. Daha sonra o isimle dünyanın bir çok yerinde balmumu heykeli müzeleri açılmış. Londra'dakine gitmek henüz nasip olmadı fakat sanıyorum New york'taki hakkında yazdıklarım da biraz olsun bilgilendirici olmuştur. Biz Madame Tussauds'u da gezdikten sonra New york'ta geçireceğimiz süreyi doldurduk ve Las Vegas için yola koyulduk. Las Vegas yazı dizisi de umuyorum çok kısa zamanda burada olacak. Yani ben sıcaktan bilgisayar başında eriyip kalmazsam...

20 Temmuz 2013 Cumartesi

AMERİKA - NEW YORK - TIMES SQUARE

En son yazdığım New york yazısından sonra araya küçük bir reklam aldım. Sanki bu bana bir uyarı gibi. Neden diye soracak olursanız Times Square yazısı fotoğraflar açısından gayet verimsiz geçecek çünkü fotoğraf makinamın şarjının bitmiş olması nedeniyle bütün fotoğrafları telefonumla çekmiştim. Ve evet telefonum çalındı Las Vegasta. Detaylar bir sonraki yazıda ama siz siz olun tatile giderken sigorta yaptırın, tatilinizi riske atmayın. Buna da bir göz atın belki aklınıza yatar...
Özgürlük anıtını da gördükten sonra Times Square'e dönelim diye kararlaştırmıştık. Bunun için metroyu kullandık ama hangi duraktan bindik hangi duraktan indik hiç hatırlamıyorum doğrusu :) Genelde ben, sanki her gün o yolu kullanıyormuşum gibi bir yolda ısrar ettiğim ve Ceyhun da her seferinde bana inanıp peşime takıldığı için sürekli kayboluyoruz :) Bu konudaki açıklamam içgüdülerime güvenmemle alakalı. Sorun benim içgüdülerime güvenmem de değil Ceyhunun her seferinde bana inanmasında. Sonuç olarak bu konuda da gayet masumum :) Bir şekilde kaybola kaybola Times Square'e geldiğimizde zaten yorgunluktan ölmüştük ve oturup yemek yiyelim bir şeyler içelim diye düşündük. En başta söylemem gereken şeyi şimdi söyleyeyim, eğer New york'a gidiyorsanız beklemeyi bileceksiniz. Benim gibi sabırsız ve acıkınca gözü dönen biriyseniz hiç size göre değil. Çünkü gerçekten Times Square'deki cafe ve restaurantların neredeyse tümü dolu ve 1 saat aramamıza rağmen tek bir boş masa bile bulamadık. En son pes edip meydana döndük ve çevreyi incelemeye başladık...
Times Square'i artık aslında hepimiz filmlerden biliyoruz, aynen göründüğü gibi. Tam olarak şehrin göbeği. Meydanda turistler dışında sadece sokak performansçıları var. Ponpon kızlar, Kiss grubu üyeleri gibi. Dilerseniz küçük ücretler dahilinde onlarla fotoğraf da çektirebilirsiniz. Biz yorgunluktan ölmüş bir şekilde gezmeye çalışırken ben, caddenin biraz daha alt tarafında dev bir Toys "R" Us mağazası gördüm. Oyuncak mağazalarını ve oyun salonlarını gördüğünde yerinde zıplamaya başlayıp gidelim diye mızırdanan ben yine yaptım bütün numaramı ve kendimizi kocaman bir oyuncak mağazasının içinde bulduk. Çocuklu aileler kesinlikle çocuklarını o mağazadan uzak tutmalılar. Tabiki de 1 yıllık maaşlarını orada bırakmak istemiyorlarsa :) 
Mağazadan içeri girdiğimizde ikimizde iyi ki uğramışız diye düşündük çünkü 5 katlı mağazanın içinde kocaman bir dönme dolap var. Ya da ben sadece öyle düşündüm bilmiyorum. Sonuç olarak dönme dolapları severim ve hiç, bir oyuncak mağazasının içindeki dönme dolaba binmemiştim. Tabiki de binmeliydim, ama 28 yaşındayım henüz bilet alamam. O yüzden benim yerime bileti sen almalısın :)
Sonuç olarak önümüzdeki 5-6 yaşlarındaki 2 çocuğunda önüne geçerek ben o dönme dolaba bindim, yine olsa yine binerim. Mağazadaki bir çok oyuncağı tepeden kuşbakışı görme imkanınız var çünkü bu güzel bir şey :) Şaka bir yana eğer o dönme dolapta 10 dakika oturup dinlenmeseydik felç geçirebilirdik yorgunluktan. Şimdi baktım google'a yorgunluktan felç geçirilmezmiş. Yorgunluktan yorgun düşebilirim ama ve, buna sen bile karışamazsın Google efendi!
Dönme dolaptan inince "Lanet olsun adamım, beni bu dönme dolaba kim bindirdi?" tribine giren Ceyhun Madame Tussauds'a gitmemiz konusunda ısrar ediyor. Yine biraz kaybolmayı göze alarak o tarafa doğru yola koyulduk. Eğer manevi dedem Morgan Freeman ve bir çok ünlü sanatçıyla olan fotoğraflarımı görmek istiyorsanız bir sonraki yazıyı da okumanız gerek. Ama şu an okuyamazsınız çünkü henüz yazmadım. Ama yazınca okuyabilirsiniz, yazınca size haber vermeyeceğim. Arada bir bloga girip yeni yazı var mı bakmanız gerekebilir. Sanki birazdan seninle yeni yazıları haber verip vermemekle ilgili sıkı bir tartışma yaşayacak gibiyiz. Bu yüzden konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum.
Not: Arada bir girip bloga yeni yazı eklenmiş mi kontrol et lütfen. Herkesin sorumlulukları var.
:)

14 Temmuz 2013 Pazar

AMERİKA - NEWYORK

Sıcaktan kavrulduğum ve evde oturmak zorunda kaldığım bu sıcak Temmuz gününde, ben neden evde oturuyorum da tatile gitmiyorum ya? diye düşünürken aslında biliyorum ki şirketimin bana verdiği 20 günlük izin hakkımı çoktaaan doldurdum :( Bunu farketmenin verdiği dehşet duygusu ve hava sıcaklığının verdiği yanıcı etki ile hemen inkar yolunu seçiyorum tabiki "Aman tatil yaptım da ne yaptım hiçbir yere gidemedim." Aklımı başıma getirecek, 1 yılda 3 ülke gezdiğimi hatırlatacak birileri mutlaka oluyor yanımda neyse ki :) Hazır bu da aklıma gelmişken, Amerika yazılarını yazayım artık dedim ve bu sıcak pazar gününde bilgisayarın karşısındayım yine. (Yazar burada intihar etmek istiyor)
Thy ile olan İstanbul-New york yolculuğumuz yaklaşık 10 saat sürdü. Açıkçası 10 saat uçak yolculuğu benim için endişe verici. En son 10 saatlik yolculuğumda, Çin dönüşünde hiç uyuyamayınca oturup ağlayacaktım ben inmek istiyorum diye. Neyseki New york yolculuğumun bir iki saati haricinde tümünü uyuyarak geçirdim :) Yanlış hatırlamıyorsam akşam 22:00 civarında John F. Kennedy havaalanına indik ve çilemiz başladı. Çilemiz başladı evet çünkü genel işleyişi bu mudur bilmiyorum ama pasaport sırasında yaklaşık 3 saat bekledik. Gerçekten tam olarak sırada 3 saat bekledik ve 3 saatin sonunda görevli yüzümüze bile bakmadan girişimizi onayladı. Böyle kötü başladığımız Amerika yolculuğumuz daha başka aksaklıklarla da devam etti. Yazı dizisini okumaya devam ettikçe halime acımaya başlayacaksınız :)
Saat 22.00'de indiğimiz havaalanından saat sabah 03:00'de çıkınca Ceyhun'unda benim de sinirlerimiz oldukça bozuldu. Benim çok uykum vardı ve ayakta durmaktan ikimizde perişandık. Onun ingilizcesi benimkinden daha iyi olduğu için genellikle gezilerimizde o yönlendirir bizi. Havaalanından inip kapıdan çıkmak üzereyken kalabalığın içinden bir adam öne çıkıp Taksi? diye sorunca bir an önce otele gidip yerleşmek için sanırım takıldık peşine. Ceyhun bunu okuyup hatırladığında yine sinirlenecek ve eminim ömrünün sonuna kadar bunu unutmayacak ama bizi taksi diye çağıran arkadaş korsan taksiymiş ve 90 dolar tutan yol için bizden 200 dolara yakın para aldı :) Bu konuda hiç suçumun olmaması nedeniyle gezinin bu kısmını ballandıra ballandıra anlatıyor olabilirim, otelin tuvalet ve duşunun ortak olması konusunu birazdan jet hızıyla geçeceğim :))
Uçak biletlerimizi alıp, otel ayarlama kısmına geldiğimizde genelde Ceyhun, otel seçimi kısmını bana bırakıyor sanırım oteli beğenmeyip dırdır etmeyeyim diye :) Her zamanki gibi uçak biletlerimizi alıp New york için otel bakma görevini üstlenmişken tam da meşhur Fifth aveneu'de, fiyatı da makul güzel bir otel buldum Booking'de. Americana Inn Hotel. Gözümden kaçırdığım ufak bir detayı, sabah saat 03:00'de otele giriş yaptığımızda resepsiyonist arkadaş söyleyiverdi: Otel'de tuvalet ve wc ortak. "Olur mu canım öyle şey, Booking'de öyle yazmıyor ama her odanın kendine ait tuvaleti, banyosu var yazıyor" atağıma karşılık resepsiyonistin "Booking bizden alınan bilgilerin yazıldığı bir site değil, belki bir müşterimiz yanlış yazmıştır" savunmasıyla bertaraf oldum. Ceyhun'un şimdi ne halt edeceğiz bakışına karşılık gitti 200 dolar bakışımla olayı geçiştirdim ama evet 2 gün boyunca banyoyu kullanamadık. Diyeceğim odur ki otel araştırırken Booking'e çok fazla güvenmeyin kokarsınız :) Şaka şaka Nisan'da gittik biz soğuktu hava. Ama Temmuzda Ağustosta giderseniz kesin kokarsınız :))
Ortak tuvalet ve banyolu otelimize alışmadan sabah oldu ve sabah ilk iş tabiki de yürüme mesafesindeki Empire State'e gitmek oldu. Empire state girişinde sokakta görevli insanlar oluyor ve sizi giriş kısmına doğru yönlendiriyorlar. Empire State girişinde sadece 2 gün New york'ta kalacağımız için 2 günlük New york kartı aldık. Bu kart ile ücret ödemeden gezebileceğiniz bir sürü turistik mekan var. 2 günlük kart 145$. Kartı aldıktan sonra binada küçük bir sinema salonunda size New york'un 3d gösterimini yapıyorlar. Daha sonra yaklaşık 10 kişilik bir grupla binanın en yüksek katına çıkıyorsunuz. Manzara gerçekten mükemmel...
Manzara mükemmel fakat sabahın erken saatleri olması nedeniyle sanırım, o kadar esiyor ve soğuk ki 10 dakikadan fazla duramıyorsunuz. New york'a kuşbaşı bir bakış attıktan sonra inip 11 Eylül 2001'de terörist saldırıya uğrayan Dünya Ticaret Merkezi'ne gitmeye karar verdik. Aslında özel olarak oraya gitmek istemedik. Özgürlük Anıtı'na giden feribotların kalktığı iskeleye gitmek istiyorduk ki önünden geçtiğimizi farkettik ve o tarafa yöneldik. Saldırıdan önce kulelerin olduğu yere, saldırıda ölenlerin anısına kare, içindeki suyun tek bir yerde birleştiği bir havuz yapılmış. Çok absürd gelmişti bana, buraya giriş ücretsiz ama kapıda zorunlu bağış toplanıyor. Herkesin acılarına saygım var tabiki ama sanırım Amerika böylesi bir olayı ilk defa yaşadığı için olay biraz şova dönüşmüş.
Buradan çıkıp Battery Park'a yol aldık. Çünkü Statue of Libert'ye giden motorlar buradan kalkıyor. New york kartımız olduğu için extra bir ücret ödemedik. Bizim gittiğimiz dönem heykelin yer aldığı adacığa yanaşmıyordu motorlar, yanlış hatırlamıyorsam bakım onarım çalışmaları vardı. Bu nedenle motor sizi 90 dakika boyunca o güzergahta gezdiriyor ve dilediğiniz kadar fotoğraf çekebiliyorsunuz.
Yaklaşık 1,5 saatlik deniz gezisinden sonra motor kıyıya yanaştı. Motor iskelesinin hemen yanında helikopter pisti de mevcut. 10 dk boyunca sizi Özgürlük anıtının ve New york'un üstünde gezdiriyor ve ücreti de 300 dolar. Biz helikopter turunu bir sonraki gezimize bıraktık. Battery park'ta anlamsızca gezinirken, Amerika'da bolca olan sokak müzisyenlerinden biriyle karşılaştık. Önce bilmediğim bir şarkıyı akordeonuyla çalarak bize yaklaştı ve para istedi. Kibarca gülümseyip uzaklaşıyorduk ki arkamızdan nereden geldiniz diye seslendi. Türkiye diye cevap verince adam bizi tam olarak dumur edip akordeonuyla istiklal marşını çalmaya başladı. Şaşkınlıktan ağzımız açık kaldı ve o arada para vermeyi de unuttuk :) Adamın jestine karşı bizim cimriliğimizi unutmadım ve bir sonraki New york gezimizde eğer aynı yerde olursa mutlaka faiziyle birlikte vereceğim hakkını :) Buradan Times Square'e gitmeye karar verdik fakat Times Square ve eğlenceli Madame Tussauds müzesini bir sonraki yazımda anlatacağım...