1 Ocak 2014 Çarşamba

MİDİLLİ ADASI

Çok uzuuuuuun bir ara verdiğimin farkındayım evet. Fakat zaman zaman seyahat yazıları yazmaktan sıkılabiliyorum ve bu yazılar bir çırpıda yazılan yazılar olmadığı için erteledikçe erteleyebiliyorum. Öyle ki bir yıl oldu yazmayalı :)) Bu espriyi bu sene kimseye yapamamıştım yapayım dedim. Mutlu seneler bu arada :) En son Cunda adasına gitmiştik oradan da Midilli'ye gideceğimizi zaten söylemiştim. Midilli'ye gittik evet, Ayvalıktan Midilli günübirlik tur rehber dahil fiyatı 55 Euro. Biz vizemiz olduğu içni gidebildik fakat annemin vizesi olmadığı için Ayvalık'ta kaldı bu nedenle günübirlik tur tercih ettik, siz dilerseniz konaklamalı olarak da ziyaret edebilirsiniz.
Öncelikle Ayvalık'tan Midilli harika bir deniz yolculuğuyla 1 saat 45 dakika sürüyor. İdo'nun şehir hatları vapuru bildiğiniz :) Vapurda bize tıpatıp benzeyen tek farkı Yunanca konuşmak olan şirin amcalar ve teyzeler vardı bizim dışımızda. Alışveriş ve günlük gezintiler için sık sık Türkiye'ye gidip geliyorlar. Ayvalık'tan ayrılırken ve yolculuğumuz boyunca kısa kısa videolar da çektim. Bu ilki:
Müzik ne alaka ya demeyin ben seviyorum :) Böyle sakin geçen  yaklaşık 2 saatlik bir deniz yolculuğundan sonra Midilli kıyıları görünmeye başladı. Yine bir video :)
Kıyıda ilk iş vize kontrolünden geçtikten sonra rehberimizi beklemeye başladık. 
Tur otobüsü gelir gelmez doluştuk ve adanın üst kısımlarına doğru yola koyulduk. Rehberimiz öncelikle Midilli hakkında bilgiler verdi ki şöyle: Öncelikle Midilli adası zamanında Cenevizli bir komutana çeyiz olarak verilmiş. Çünkü adadaki gelenek bizdekinin tam tersi. Adada evlenmek istiyorlarsa eğer, kız tarafı erkeği istemeye gidermiş. Ve kız annesi, kıza, sevdiği kişi ile evlenmesi için çeyiz verirmiş. Düğünü kız tarafı yaparmış ve bu gelenekler 1968'e kadar anayasada bile yer almış. Böylece ada da bir zamanlar çeyiz olarak verilmiş. Bir diğer ilginç bilgi ise şöyle: Adanın tepelerinde bir köy var, ismi Ayvalık köyü. Yunanlılar Ayvalık köyü demiş köye, geceleri doğrudan Ayvalık ışıkları görünürmüş. Buna rağmen Osmanlı döneminde ismi Balçık köy imiş, çünkü köyde o dönemler genelde kaçakçılar yaşarmış. 
Turla ilk önemli durağımız Arhangelos Gavriil yani Baş Melek Cebrail kilisesi idi. Bu kilise Cebrail için yapılmış. Hikayesine gelirsek, burası önceden rahip manastırıymış. 12-13 rahip manastırda iken korsanlar tarafından baskına uğramışlar, korsanlar tüm rahipleri öldürmüşler. Sadece o anda çan kulesinde görevli olan rahip sağ kalmış. Rahip, korsanlar gittikten sonra hemen aşağıya inmiş ve korkunç tabloyla karşılaşmış. Üzüntüyle kendinden geçmek üzereyken vahiy gelmiş, Kalk ve kanın aktığı toprakla Başmelek'in ikonasını yap diye. Bunun üzerine rahip kanla karışmış toprakla Cebrail'in ikonasını yapmış, ikona o dönem yapıldığı gibi duruyor, fakat sadece baş kısmı sergileniyor, vicut kısmı örtülmüş. Aynı zamanda içeride fotoğraf çekmek de yasak. Geçen yıllarda bu kilise yakınına uçak düşmesi ve pilotun hiçbir yara almadan kurtulması da Cebrail'e bağlanmış. Bu nedenle kilisenin girişinde iç aksamı çıkartılmış gerçek bir uçak var.
Kilisedeki ikonları inceledikten sonra yan tarafındaki işletmede öğle molası veriliyor. Biz de Midilli adasının meşhur ballı yoğurdunu deneyelim dedik. Fakat nasılsa exchange yapabiliriz deyip dolar ile gitmiştik adaya, fakat adada devlet bankaları hariç hiçbir yerde para değiştiremiyorsunuz. Bu nedenle rehberimizden borç almak zorunda kaldık yoğurt paralarını :) Hayatımda yediğim en güzel yoğurttu diyebilirim. Ve fiyatı da 2,5 Euro. 
 
Hayatım boyunca toplamda 1-2 kaşıktan fazla bal yememiş olan ben, yoğurt üstü bal+ceviz karışımına gerçekten bayıldım. Sanırım doğal ve katkısız olmasının da bu güzel tat da payı var. Baş Melek kilisesinden ve kısa bir aradan sonra yola devam ettik. Molivos köyüne ve Kale'ye gittik. Molivos Türkçe de Gri Renk demekmiş ve bu rengi de o bölgede çıkan taştan almış. Adada gece hayatının en renki olduğu bölge imiş ve bu bölgede otel yapımı yasak imiş. Bodrum'a benzerliğiyle Türk turistler tarafından da yoğun talep görüyormuş. Aynı zamanda Molivos adanın Türkiye'ye en yakın burnu. Aşağıdaki fotoğraf ise kaleye ait ancak gezme fırsatımız olmadı malesef. Midilli'ye bir daha gitmek için neden kalsın bize :)
Kalede tur otobüsümüzden inip aşağıya merkeze doğru yürüyüşe başladık. Malesef o saat dilimi Yunanların siesta saatine denk geldi. Hemen hemen her yer kapalıydı turistik restoranlar haricinde. Biz de öğle yemeği için bakmaya doyamadığımız manzarasıyla Gatos restauranta oturduk.
Menü tabiki de Türkçe-Yunanca :) Menüdeki Dev Kuru Fasulye, Patlıcan Saganaki ve Yengenç Salatası beni benden aldı :) 
 
Ben Stamnas ve Fırında Ladotyri yemeye karar verdim menüden anladığım kadarıyla :) Yemeklerimizi beklerken de manzarayı izlemeye daldık, e biraz da video çektim tabii :)
Ve ilk olarak Fırında Ladotyri geldi. Fırında kızartılmış keçi peyniri Türkçesi :) Tadı ben gibi peynir delisini tabiki de mutlu etti.
Ve bu da Stamnas. Patates, peynir ve dana eti yani. Bu da tam bizim damak tadımıza göre.
Yemeklerimizi de yedikten sonra sahile, buluşma yerimize doğru yürümeye başladık. Dediğim gibi siesta vakti olduğu için kimsecikler yoktu ortalıkta.
 
 
 
Sahilden tur otobüsüne atlayıp limana gittik, vize kontrolü ve çıkış işlemlerinden sonra dönüş yolculuğumuz başladı.
Dönerken çok ama çok sallantılı bir deniz yolculuğu yaptık. Deniz çok dalgalıydı ve sürekli sallandık. Ayvalık'a dönene kadar sallanmaktan hepimiz sersemledik :) Yaz tatili de böylece bitmiş oldu. Bir sonraki yazımda birlikte gezeceğimiz yer Amsterdam. Merak edilen ve yazılacak çok şey var. En kısa sürede Amsterdam yazısında görüşmek üzere. Sevgiyle kalın...

19 Aralık 2013 Perşembe

İLK GEZİ YAZIM "NEREYE" DERGİSİNDE YAYINLANDI!

Uzun bir aradan sonra merhaba yeniden. Biliyorum çooook uzun bir ara verdim gezi yazılarına. Oysa daha yazılacak Midilli ve Amsterdam var. Ama iş hayatı, hayat şartları derken pek vakit bulamadım açıkçası yazı yazacak. En kısa sürede telafi edeceğim umarım. Bu yazının amacı da bir gezi yazısı olmasından çok benim tatlı bir heyecanım. Facebook üzerinden takip edenler muhtemelen biliyordur Nereye Dergisini. Bilmeyenlerin de şu andan itibaren takibe alacağına eminim. 
Nereye dergisi tamamen gönüllülük esasına dayalı olarak Tolga Candur ve Uğur Uslu tarafından kurulmuş bir arkeoloji, gezi dergisi. Tolga Candur konuyla ilgili şöyle diyor: "Daha önce denenmemiş bir konseptle, hem arkeoloji hem seyahat severleri bir araya getirmeyi amaçlayan dergi ilk sayısında 220 bin okur tarafından okundu. Okurların paylaşım ve destekleriyle her geçen gün daha çok insana ulaşıyoruz." 
Bugün 2. sayısı yayınlanan derginin 20. sayısında da yer alıyor olurum umarım :) Dergiye buradan ulaşabilirsiniz. Yayınlanan Floransa yazım ise 65. sayfada yer alıyor. Okurlarının destekleriyle ilerleyen bu dergiye siz de destekte bulunmak isterseniz sosyal medya paylaşımları yapabilirsiniz...

24 Kasım 2013 Pazar

CUNDA ADASI

Şeytan sofrası gezimizden bir gün sonra banka işlemlerimiz için Ayvalık'a indik. Ayvalık sahilde oturup sohbet ettik. Karnımız da acıktı, buraya kadar gelmişken yemeden gitmek olmaz deyip meşhur ayvalık tostlarımızı sipariş ettik. Bu güzel manzaraya karşı karnımızı bir güzel doyurduk.
İşlerimiz bitince madem buraya kadar geldik Cunda'ya da gidelim deyip taksiye atladık. Ayvalık-Cunda arası taksiyle 10-15 dakikadan uzun sürmüyor. Biz pek rakı balık kültürü olan insanlar olmadığımız için gündüz gitmeyi tercih ettik Cunda'ya, çevreyi rahat rahat görebilelim ve gezelim diye. Taksiden sahilde inip biraz yürüyüş yaptıktan sonra annem de yanımızda olduğu için dinlenme gereği duyduk ve sahilin bir sokak gerisindeki Karadeniz Pastanesi'ne oturduk.  Burası gerçekten çok şirin ve huzurlu bir mekan. Peynir kurabiyesi meşhurmuş, onu da tatmadan edemedik.
Biz aslında buna "anne kurabiyesi" diyoruz ama orada peynir kurabiyesi deniyormuş. Tadı gerçekten nefisti ve tazeydi, yolunuz düşerse mutlaka tatmanızı öneriririm. Biz oradayken şansımıza düğün fotoğraflarını çektiren bir çift geldiler. Pastanenin önünde de bol bol fotoğraf çektirdiler. Biz de bir süre daha oturup sokaklarda yürümeye başladık ve fotoğraflar çektik. Gerçekten çok şirin huzurlu bir yer Cunda...
Cunda adasında gezebileceğiniz 8-9 kadar manastır var fakat biz hem havanın çok sıcak olması nedeniyle hem de annemin biraz rahatsız olması nedeniyle hiçbirine uğrayamadık. Onun yerine sahile dönüp denize karşı mis gibi çayımızı içtik :)
Dediğim gibi biz rakı-balık insanları olmadığımız için Cunda'ya günübirlik mini bir tur yapıp Ayvalık'a geri döndük. Fakat gidip konaklamak isterseniz de çok şirin ve uygun fiyatlı butik oteller mevcut. Biz Cunda'dan Ayvalık'a geri döndüğümüzde bu sefer de gözümüze Midilli turları takıldı. E oraya kadar gitmişken Midilli'ye gitmeden de olmazdı tabii. Evet Midilli'ye de gittik ama o bir sonraki yazımda burada olacak. Şimdiden bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

23 Kasım 2013 Cumartesi

SARIMSAKLI - ŞEYTAN SOFRASI

Yaz tatilini geçirmek için gittiğimiz Sarımsaklı'da yaklaşık bir hafta kaldık. Bazı günleri de çevreyi gezmeye ayırdık. Bir akşamüstü denizden çıkmış sahilde yürürken tur firmalarının standını gördük ve daha önce de bolca duyduğumuz Şeytan Sofrası'na gitmeye karar verdik.
Öncelikle Şeytan Sofrası'na Sarımsaklı'dan turlar 19:15'de hareket ediyor ve kişibaşı 10 TL. 10 dakikalık bir yolun ardından gün batışını izliyor ve 21:15'de tekrar geri dönüyorsunuz. Efsanesine gelince, şeytanın cennetten kovulduktan sonra ilk olarak buraya geldiği söyleniyor. Şeytana ait olduğu söylenen dev bir ayak izi var :) Tabiki kayanın doğal oluşumunun ayak izine benzemesi nedeniyle böyle varsayılmış. Bunlardan daha ilginç olan ise bu ayak izi olduğu söylenen çukurun başına gidip bez parçaları bağlayıp dilek tutuyor olmaları :) Bahsi geçen ayak izi şöyle bir şey:
Gördüğünüz gibi başta yabancı turistler olmak üzere insanlar buraya bozuk para atıp dilek tutuyorlar. Mantığını bir türlü kavrayamadım ama eğlencesine de yapılıyor olabilir, bilemedim :) Bizim gitmekteki amacımız manzara ve muhteşem gün batımını izlemekti. Manzara gerçekten çok güzel. Bu tepeden Ayvalık adalarını ve Midilli'yi rahatlıkla görebiliyorsunuz. Zaten bu geziden sonra Midilli'ye gitmeye karar verdik ama onu diğer yazıda anlatacağım :)
                      
Sesten de anlayacağınız üzere tepe acayip rüzgar alıyor. Öyle ki kenarda duran benim gibi birini kolaylıkla aşağıya savurabilir. Bu nedenle buraya giderken benim ve bir çok turistin yaptığı hataya düşüp elbise vs giymeyin, rahat hareket edemezsiniz. 
Manzara gerçekten gidip görmeye değer. Dilerseniz tepedeki özel işletmeden yiyecek yada içecek bir şeyler alıp manzaraya eşlik edebilirsiniz. Biz öyle yaptık. Güneşin batışına yakın kayalıklara gittik ve gün batışını izledik. Güneşin batışına saniyeler kala hep birazdan "Ooooo" çekip güneş ufukta kaybolduğunda da alkışladık. İçten gelen komik bir ifade oldu hepimiz için :) Ve tabiki bunu da yapmasak olmazdı :)))
Dönüş saati gelince yine geldiğimiz otobüslere binip Sarımsaklı'ya döndük. Bir gün sonrasında Cunda adasına gitmeyi kararlaştırdık. Cunda'da neler yaptık, nerelere gittik, neler yedik içtik bir sonraki yazıda burada olacak. Merakla kalın...